03 02 2007

kadın

KADIN Bir kadın çocuktur aslında..   Çocuk gibi davranmayı sever.   Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini ister. Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak okşamalıdır erkek kadını. Ama çocuk gibi de davransa, her kadın dinlenilmeyi, dikkate alınmayı ister. Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz, ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz   Bir  kadın güçlüdür aslında. Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür.   Ama bu gücünü her zaman ortaya  koymayı sevmez. İster ki erkeğinin gücü kendisine huzur  versin. Kendi kendine yapabileceği şeyleri  bile erkeğin yapmasını bekler. Böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir, hem de erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir. Ancak kadın gücünü göstermek  istediğinde onu engelleyemezsinizYapmak istediği bir şey varsa onu mutlaka yapar.   Bir kadın sevgilidir aslında. İçinde her zaman sevgiyi taşır.   Sevdiklerinden kolay kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay kıramaz. Zor sever ama tam sever.   Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi  için yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir. Ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız. Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz. Ancak beyninde yer etmemişseniz her an terk edilebilirsiniz. Sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da vardır elbette. Bunun nedeni ise engelleyemedikleri "acımak" duygusudur.   Bir kadın yalnızdır aslında.   Hiçbir zaman bir kadını bütünüyle elde edemezsiniz. Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır. O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez. Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz. Yalnızlık onun sığınağıdır.   O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir. Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız onu sonsuza dek kaybedebilirsin... Devamı

02 01 2007

Devamı

02 01 2007

Anlar Gibiydin…

Anlar Gibiydin…Oysa sen, onlar gibi değildin... Anlar gibiydin.Zaman aktı, geldikleri gibi gitmesini bilen cinslerden. İnsanlar konuştu, uzun uzun ve sık sık. Gözlerim uzun süre gittiğin noktada bakakaldı, ayak izlerine.Kaybolmayan sevgin gibiydi gözlerim, yokluğunun aksine.Uzun zaman geçti.Sen biteli...Ve ansızın çekip gideli...Uzun zaman geçti. Bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar dakikalar. Yavaş aktı yokluğunu düşündüğüm anlardaki cümlelerim. Ve hiçbir şey diyemeyişim. Yavaştızamanın akışı...Hiç kimseye benzetemediğim yanların içindi sende kalan suskunluğum. Ve en çok seni söylemekti, seni sana anlatmaktı doyasıya. Ve her iki cümle arasında hiç kimse olmayışının ifadesini anlatabilmekti her düşüm. Düşlerimigerçekleştirdiğim kadar düştüm, giderken gözlerinin içinden...Dakikalar içinde, çok fazla öldüm.Her damla da tekrar tekrar öldüm...Ve sen beni anlayan gözlerinin aksine,beni tane tane terk ettin kendi içinde...Ve gittin. Ansızın bittin… Gidişinin ayak izlerinde seni izlerken, benidüşürdüğün son umudum geldi gözlerimin önüne...Anladım. Ben senin için. Hiçbir şey değildim. Hiç kimse de değildim. Son terk eden hep bendim, ayaklar altında kalan göz yaşlarımın ıslaklığında serinleyen her bir kum tanesiydim...Ölen bendim... Giden sen...Oysa sen, onlar gibi değildin...Anlar gibiydin.  ... Devamı

05 12 2006

Devamı

05 12 2006

Ayak izlerini silerdim

Unuttuğun Unutur Mu? / Sen Söyleme - Ayak izLerini silerdim, üzerine basmasınlar diye.. insan, neden insanca yaşamayı denemez? Kendilerine ait olmayan yaşamları, yaşanmaz hale getirmek için neden yarış içine girer? inan ki ''gücüme gidiyor, böyle yaşamak'' Kimsenin uğramadığı bir dağın, zirvesinde saklı bir mağarada ne para, ne pul; ne fatura, ne okul; uygar dedikleri bu dünyadan hiç ama hiçbir þey olmadan yalnız sen, yalnız ben, sadece ikimiz; göz, göze; koyun, koyuna yaşasaydık ne güzel olurdu değil mi sevdiğim? Ömrümüz katlanırdı, eksilen zamana inat, yıllarca.. Olmadı, maalesef olmadı... Ötekiler var ya, hani seni, hani beni, hani bizi, bizden çok seven ötekiler, bırakmadılar bizi.... şimdi yüzümüze bakıp, 'üzgünüm' diyen ötekiler... insan, neden insanca yaşamayı denemez? Kendilerine ait olmayan yaşamları, yaşanmaz hale getirmek için neden yarıp içine girer? inan ki ''gücüme gidiyor, böyle yaşamak''... Yaşam direncimi kaybeder gibi miyim, ne? Anlayamıyorum sevdiğim, anlayamıyorum... Senden kalanları ne yapacağımı da bilemedim, onca geçen zamana rağmen... Atamam! Tenine, yüreğine değdi hepsi. Üstelik biri bulur da, o büyülü kokunu duyarsa; bilirsin kıskanırım, dayanamam... Bendeki değerini anlatamadım değil mi sana? Anlatamayacak kadar da korkağım hâlâ.. Oysa tırnaklarını, tarağımda kalan saçlarını bile kesip saklardım ben senin.. Elimden gelse, gezdiğin yerlerdeki ayak izlerini silerdim, üzerine bir başkası basmasın diye.. Ancak anlatamadım sevdiğim, anlatamadım.... Sarılmak, bağrına yaslanmak, kucağında dinlenmek, saçlarımı okşarken, dizinde uyumak varken; boş düşlerimle oyalanıyorum, gecenin bu çingene saatlerinde.. inat edip, yaşlarımı tutmaktan boğuluyorum.. Ama ağlamıyorum sevdiğim, hiç ağlamayacağım da.. Senin anımsadığın gibi, mayısta açmış, Cezayir menekşesi gülüşlerimde kalacağım her zaman, ötekilere inatla, anlamasalar da.... Ya sen? ? ? Unutturmayı başardılar mı beni sana? Tamam sus, duymak iste... Devamı

20 11 2006

Devamı

20 11 2006

Başka birşey değildir sevmek

  Bazen ağlayabilmektir sevmek çocukların gözlerindeki damlaların patlayan kırmızı bir balon sesinde dönüştüğü çığlığı veya elinden kaçırdığı uçurtmasının peşinde koşmasının -mavi bir düşle aynı şeyi ifade ettiğini bilebilmektir / sevmek! sevmek (!) bir cumartesi akşamı elinde dolu filesiyle açılan kapıdan bir çift göze bakabilmektir! boş kaldırımlarda ayak izlerine bırakılmış geçmişle bir sokak lambası altında durup dinlendiğimizde içimize çektiğimiz sigaranın dumanında özgür bırakılan -gayet üşümüş, alıngan, tek bir yıldızı sahiplenmektir /sevmek anlamını yitirmişken aşk! kimsesizliğin nasırlı ellerinde şekillenmiş midesinde açlığın ülserli sancısıyla haykıran dünyaya insan olarak bakabilmektir / sevmek sevmek(!) sabrın yara izlerini onur diye taşıyan annemizin bir dilim ekmekte bize sunduğu şefkati aynı tat ve onurla bütün çocukların ellerine verebilmektir yoksa (!) başka bir şey değildir /sevmek kadınlarımızın kara gözlerinde parıldayan namusu -elini tuttuğumuzda sevgilimizin, koruyabilmektir sevmek(!) uykuya daldığımızda yarın yeniden! yeniden sevebilmektir (!) yoksa başka bir şey değildir sevmek sevmek(!) savaşların göbeğine düşmüş çocukların atom bulutları içinde kavrulduğu anda kendi çocuklarımızın gözlerine bakabilmektir! kaşık salladığımız çorbada bize gülümseyen sıcaklığın midemize indiği andaki tokluğun bir sonra ki günde devam edecek tamahkârlık olduğunu anlayabilmektir sevmek(!) acıyı su gibi yudumlamak! yoksa, başka bir şey... Devamı

28 10 2006

Aşk çıplak gezer

Bir orospuyu azize yapar aşk ve bir azizeyi orospu. İnsanların kat kat sarındıkları, her bir katın diğerini gözlerden sakladığı, birbirine benzemeyen ve rengarenk tüller gibi o anda ruhlarında esen rüzgara göre yer ve renk değiştiren kimliklerinin en üstte kalanını görürüz biz ve aşk, keskin ve ışıltılı bir bıçak gibi bütün o tülleri parçalayarak en derine iner, inci avcılarının ustalığıyla, o derinlerde istiridyeler gibi kendi üstlerine kilitlenmiş gizli kutuların kapaklarını açar, uçarı bir çapkınken sevecen bir adam, oynak bir kadından sadık bir eş, ürkek bir genç kızdan tutkulu bir yosma çıkartır ortaya. Ve aşk çıplak gezer. İnsanlar nedense en çok kendi derinliklerinde gizli olandan korkarlar, ama merak da ederler korktukları şeyi, merakla korku birbirine karışır., kendi içlerine doğru bir adım atıp sonra geri çekilirler. Hem derinliklerindekini gizlemek için tüllerine sarınırlar hem de tüllerini parçalayacak bir çıplak ararlar. Sevmeden sevilmeyi istemelerinin asıl nedeni budur, sanırlar ki sevmeden sevilirlerse eğer, tülleri parçalanmadan derinliklerde saklı olanlar gözükür onlara, kimseye göstermeden kendileri görebilirler orada olanları ve böyle düşünenler hep yanılırlar. Aşk çıplak gezer çünkü ve bir bıçak gibi parçalar tülleri ve aşka dokunmak için soyunmak gerekir. 'Beni bırakma' diye inlemek, orospunun içindeki sadakati, azizenin içindeki oynaklığı ortaya çıkarmak, çapkının sevecenliğini, cesurun korkusunu, yiğidin telaşını, akıllının şaşkınlığını, güçlünün zaafını ele vermek gerekir, görünmeyenin görünür olmasına, dokunulmayanın dokunulur kılınmasına ihtiyaç vardır. Ve insanlar en çok kendi derinliklerinde gizli olanlardan korkarlar ve en çok korktukları şeyi merak ederler. Bilmeseler de hissederler ki haz en derinde olanın, gizlenenin hemen yanındadır ve acı hazzın yanında durur, en acıyacak yerdir o en derinde duran ve aşk bir bıçak gibi dokunur oraya ve hazdan acıyı, acıdan hazzı yalnız aşk yaratır. Bir orospuyu azize yapar aşk ve bir azizey... Devamı

24 10 2006

BEN SANA GELİRİM

  Yalnızlık bir uçurumsa eğer beni en dipte bulabilirsin. Gelmek istersen eğer çekinme sen de gelebilirsin. Nasıl olsa Bu uçsuz bucaksız gönül tarlalarının sonunda Hayata küsmüşlerin yeşerttiği Suya kavuşmuş toprak gibi canlı Sevgi çiçekleri açan bahçelerden çok var. Çekinme gel Burada her yalnıza yer var. Yalnız, Sakın buradaki yalnızlara imrenme. Bütün bu güzelliklerin içinde yaşayan Yaşıyormuş gibi görünen biz yalnızların ulaşamadığı Güzellikler çok daha fazla acı veriyor bana Bakıp da görememek nedir bilir misin? İsteyip de alamamak, sevip de okşayamamak. Bu yüzden ne olur Sen yukarıda kal. Fırsat bulursam Ben sana gelirim...      ... Devamı

24 10 2006

SEVGİYE ON KALA ÖLÜME BEŞ

  Ya zamanından çok erken gelirim Dünyaya geldiğim gibi Ya zamanından çok geç Seni sevdiğim gibi Mutlulukta hep geç kalırım Hep erken giderim mutsuzluğa Ya herşey bitmiştir çoktan Ya hiçbirşey başlamamıştır Öyle bir zamanına geldimki yaşamın Ölüme erken sevgiye geç Yine gecikmişim , bağışla sevgilim Sevgiye on kala ölüme beş                                            Aziz Nesin Devamı